CeyhunYılmaz


 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Cennet Bahçesinden Gülücüğüne

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
poe
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Mesaj Sayısı : 193
ruh hali :
Kayıt tarihi : 07/10/08

MesajKonu: Cennet Bahçesinden Gülücüğüne   Paz Ekim 12, 2008 12:28 am

Aylar öncesinde yine farklı şehirlerdeki iki yaşamın dostane konuşması adına şimdilerde tutku ama önceden olsa aşk dediğim dayanılmaz duygu seli kızın yazdığı belki de anlamsız bir mesajla başlıyor...
Adı aşk mı, yoksa tutku mu olmalı bilmecesi ?

“Benim zalim yönüm sadece kendine gösteriyor yüzünü
Her şeyi kendine yasak ederek yaşıyor ama mutsuz bunu da biliyor”
diyor mesajında kız bir akşamüstü geçmişini unutmak istercesine!

Tutkuyla bağlanacağını bilmediği tutkusuna açıyor tüm kapılarını sonuna kadar kimsenin girmesine izin vermediği cennet bahçesinin
Engel olamıyor tüm sevgisini sonuna kadar açmasına yüreğinin, engel olamıyor tıpkı O’ nu ağlatmasına engel olamadığı gibi çözmeye çalıştığı bilmecenin...
İşte bir ilk cennet bahçesinde ağlıyor herkes ona bakarken, gözyaşlarına ortak olurken!
Tutkusuna, tutkusunun yüreğinde yarattığı fırtınaya ağlıyor yaşadığının fırtına öncesi sessizlik olduğunun farkında olmadan...

Hissedebilmek, belki de anlam dolu gözlere bin bir anlam altında ki gözlerle anlamsızca bakabilmek, tutkusunun sesini tüm gerçekliğiyle kulaklarında duyabilmek için arkasına bakmadan içine girdiği hayal dünyasında sadece kısıtlı zamanlar içinde olsa tutkusuna benziyor...
Zamanın getireceği sonrasında O’ ndan alıp götüreceğinden çok daha önem kazanırken içini kemiren sevgi isteğine, açlığına, susuzluğuna çare olsun diye vuruyor yollara kendini...

Bir aşka daha şahit olan o evde yanındayken ve tutkusuna öylesine benzerken gözyaşları çoktan yolunu tuttu!

“Sana gelmiştim oysa sen gidiyorsun benden..
yarı uykulu gecelerde konuşmakla sevişmek arasında gelip giden bir ben daha bırakarak bana” diye sitem ederken...

Bir rüyamıydı sence gördüğü gerçeğe öylesine yakın, belki de öylesine uzak
Zaman öylesine haindi ki ve öylesine aldattı ki O’ nu tutkuyla!
Varlığıyla hiç bitmeyecek sandı belki de bu rüya...
Yanında kollarında geçirdiği her saniyeyi arıyor şimdi, yan yana olup ta gülücüğünden ayrı kaldığı, gururuna, inadına yenildiği her anlamsız ana acıyor...

“Hayatım yaşamak isterken doğruyu hep yanlışlara yakalanmaya mahkum bir suçlu gibi”

Şimdi de gözlerine, sözlerine, tenine bu suçluluğu cennet bahçesinin, yanında geçirdiği kısa ama günah gecelere...

“Bir rüya daha gerçek oldu gelişinle tutkum ve bir rüyadan daha uyansam da gidişinle gülücüğüm”

İçinde kimsenin barınamadığı cennet bahçesi yüreğine kilitlediği gülücüğünü uğurluyor önce kollarından sonra kokusundan ve yüreğinden koparak...

“Son bakışındı aklımda kalan, geride bıraktığın ve uzaklardan dudaklarıma ulaşan öpücüğün gülücüğüm... Ben veda edemiyorum sana parmak izimde kendimi bulduğum parmak izin son dokunan bana... Gözyaşlarım yollarında yine senin için, seni uğurluyor çıkmazlara, her an seninle ama sensiz olacağım zamana”...

“Daha birkaç dakika önce yanımdaydın oysa tıpkı daha ilk buluşmasında ellerimizin içten sarılışınla bana hissetmem gibi seni hissediyordum hissetmenin o derin hissizliğini”...

Ellerimi nasıl tutarsan bende ellerini öyle tutarım demiştin ya cennet bahçesine! Sımsıkı tutarak ellerini bırakıyor parmak izini, benliğini, sana dair ne varsa yollarına seni yalnız bırakmamak adına...

O gece şehrin hep merak ettiği ışıkları ve ışıkların altındaki karanlık hikayelerini izlerken göğsüne yaslanmış...
Şimdi bir otobüs koltuğunda öylesine yalnız, yollarına düştüğü gülücüğünden koparak kendi şehrinin ışıkları altına yol alırken tekrar izliyor! İçini hep burkan bu şehrin karanlık hikayelerini, yaslandığı sıcaklığın yerine çırılçıplak kalmış ruhuna sarılarak...

Gözlerinde taşıdığı resimleri ve aklını başından alan gülüşüyle gülücüğün şehrinin karanlık sokaklarında hiç yokmuş gibi yürürken asıl şimdi varolması gerektiğini ANLIYOR...

Yanındayken akşam olmayı, güneş doğmayı beklerken tutkusunun şimdi O’ da tıpkı onlar gibi O’na gelmesini, karanlık kuytu geceleri, bitmeyecek gündüzü olmasını istiyor gülücüğün...

Hani bir sabah
“Güneş doğacak birazdan biliyor musun” demişti ya tutkusu O’na mesajında..
“İşte aynen öyle gülücüğüm güneş doğacak birazdan gözlerine bakamadığım karanlık günüme, hasretinin 3. gününde 3’le çarparak hasretini yalnızlığımla, kimsesizliğimle dolu dünyama”...

Bazen öylesine isyan etse de kapılarını açtığı, seni sevdiği için yüreğine, çıkarıp atmak istese de sevgi denen hissi, hissetmek istemese de hiçbir şey, hiç kimse için sevgiyi..
Sevmenin hele de gülücüğünü sevmenin hayatına verdiği inancı, güzelliği, cesareti ve mutluluğu düşününce de kızıyor kendine...



“Seni seviyorum gülücüğüm”
“ Sana hissettirdiğim, hissettiğin o sevgiden yüzlerce kez daha çok daha dayanılmaz ve daha soluksuz”...

“Bir nefes gibi içime çekiyorum her saniye sevgini
Bir nefes gibi can versin diye cennet bahçesine”


alıntı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Cennet Bahçesinden Gülücüğüne
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CeyhunYılmaz :: Edebiyat Şiir Hikaye :: Hikayeler-
Buraya geçin: