CeyhunYılmaz


 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3  Sonraki
YazarMesaj
burhankoçak
üye
üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 6
Yaş : 31
Nerden : İstanbul - Mecidiyeköy
İş/Hobiler : Şiir - Sinema - Pc
Lakap : brhnkçk
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 03/10/08

MesajKonu: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 10, 2008 12:57 am

Nâzım Hikmet, tam adıyla Nâzım Hikmet Ran (d. 20 Kasım 1901[1] ya da 15
Ocak 1902[2], Selanik - ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun
yazarı. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk
şiirinin öncüsü. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl'ın ilk
yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında
anılmıştır.[3] Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen
Moskova'da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup
ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.

Eserleri birçok ödül
almıştır. Ancak Türkiye'deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha
sonra Moskova'ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.

1938'de
şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nâzım
Hikmet şiiri, Türkiye'de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965'te yeniden
ortaya çıkmıştır.

* Üslubu ve başarıları

İlk şiirlerini
hece vezni yazmaya başlamasına rağmen içerik bakımından diğer
hececilerden uzaktı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece vezni ile
yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler
Birliğinde yaşadığı ilk yıllar olan 1922-1925 arası bu arama tepe
noktasına ulaştı. O dönemdeki birçok şairden farklıydı.

Hece
vezninden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile harmoni oluşturan
serbest vezini benimsedi. Mayakovski ve gelecekçilik taraftarı genç
Sovyet şairlerinden esinlendi. Şiirlerinden bir çoğu müzisyen Zülfü
Livaneli tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir
şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler
Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunanlı besteci
Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün
eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca tarafından bestelenmiştir.

* Ailesi

Nâzım Hikmet, annesi Celile Hanım ve kız kardeşi Samiye ile

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır.

Çok
güzel ve alımlı bir kadın olan Celile Hanım, bir dilci, eğitimci olan
Enver Paşa'nın (Mustafa Celalettin Paşa'nın oğlu) kızıdır. Evinde
piyano çalan, ressam denilebilecek ölçüde iyi resim yapan, Fransızca
bilen bir kadındır. Annesinin baba tarafından dedesi, Polonya'dan 1848
Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Polonezlerden
Konstantin Borzecki'dir. Bu göçün ardından Osmanlı vatandaşı olunca
Mustafa Celaleddin Paşa adını almış ve Osmanlı Ordusu'nda subay olarak
görev yapmıştır. Türk tarihinde önemli bir eser olan "Les Turcs anciens
et meternes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Nâzım Hikmet
anneannesi tarafından da kuzey kafkasya çerkezlerindendir.

Babası
Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye'de (Dışişleri) çalışan bir memurdur.
Diyarbakır, Halep, Konya, Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa'nın
oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir
özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz
Nâzım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nâzım'ın
dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş, hayat kurmaya çalışırlar.
Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş
kurma denemeleri de nihayetinde iflâsla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı
memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden
Hariciye'ye (Dışişleri) atanır.

* Hayatı
Nâzım Hikmet, Heybeliada Bahriye Mektebi'nde öğrenciyken


Selanik'te
doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene
kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.[1]

İlk
şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 1913'te yazar. Aynı yıl Galatasaray
Sultanisi'nde ortaokula başlar. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne
girer. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu'ya geçer. Fakat sağlık
nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye
Kruvazörü'nde güverte subayıdır.

Bolu'ya öğretmen olarak atanır.
Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist
Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921'de gittiği
Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır.
1924'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’
sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya
başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi
istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan
yararlanır ve Türkiye'ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde
çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır.
12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği
endişesiyle Sovyetler Birliğine gitmek zorunda kalır. 25 Temmuz 1951
tarihinde Bakanlar Kurulunca ülke vatandaşlığından çıkarılır ve Nâzım
Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin
Borzecki)'nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçer ve Borzecki
soyadını alır. Moskova'da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.

* Davaları ve Sürgün

Nâzım Hikmet, Çankırı Cezaevi'nde
Nâzım Hikmet, Bursa Cezaevi'nde


1925
yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere
yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı
gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara,
Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde
kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona
girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli
izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya
çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı.
25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk
vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde
Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera
Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği
yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa (Paris), Havana, Mısır gibi
dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş
ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı.
Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların
bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

* Davaları

* 1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
* 1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
* 1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
* 1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
* 1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
* 1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
* 1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
* 1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
* 1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
* 1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
* 1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası

* Ölümü ve sonrası

Nâzım Hikmet'in mezarı, Moskova
3
Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki
dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken
geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşama veda etmiştir. Ölümü üzerine
Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce
sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü
Novo-Deviçye Mezarlığı'nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı
siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı
yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

2006
yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile
ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır
tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul
edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu
maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i
kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.[4]

Şair Nâzım
Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem
Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında
bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.[5]

* Bazı eserleri

* Memleketimden İnsan Manzaraları
* Kafatası
* Unutulan Adam
* Taranta Babu'ya Mektuplar
* Ferhad ile Şirin
* Kurtuluş Savaşı Destanı
* Kız Çocuğu
* Tahir ile Zühre
* Şeyh Bedrettin Destanı
* Sevdalı Bulut, (Tiyatro oyunu)


* Hakkında Yazılan Filmler

* Mavi Gözlü Dev
* ((Bilinmeyen Yönleriyle Galina'nın Nazım'ı-Dursun Özden))

* Şiir kitapları

* 835 Satır, (1929)
* Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
* Varan 3, (1930)
* 1 + 1 = 1, (1930)
* Sesini Kaybeden Şehir, (1931)
* Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
* Gece Gelen Telgraf, (1932)
* Taranta Babu'ya Mektuplar, (1935)
* Portreler, (1935)
* Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936)
* Saat 21-22 Şiirleri, (1965)

* Kurtuluş Savaşı Destanı, (1965)
* Şu 1941 yılında (Memleketimden İnsan Manzaraları'nın 3. kitabı), (1965)
* Dört Hapishaneden, (1966)
* Rubailer, (1966)
* Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm), (1966)
* Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-1967)
* Kuvayi Milliye, (1968)

* Oyunları

* Kafatası (1932)
* Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
* Unutulan Adam (1935)
* Ferhat ile Şirin (1965)
* Sabahat (1965)
* İnek (1965)
* Ocak Başında / Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
* Yusuf ile Menofis (1967)
* Yolcu

* Romanları

* Kan Konuşmaz, (1965)
* Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
* Yaşamak Güzel Bir Şey Be Kardeşim, (1967)
* Ivan Ivanovic Var mıdır Yok mudur?, ()

* Fıkraları

* İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla gazetelerde yazdığı yazılar), (1965)

* Masal kitabı
* Sevdalı Bulut, (1968)
Son Haberler
Nazım Hikmet’in son sürprizi!

Türk
şiirinin en büyük ozanlarından Nazım Hikmet’in yeni bir şiiri bulundu.
Eşi Piraye’nin arşivinde “Dört Güvercin” adlı şiirin yanı sıra, yarıda
kalmış üç roman taslağı da var. Taslaklar yakında Yapı Kredi Yayınları
tarafından basılacak.

FİŞEKÇİ: BÖYLE BİR ŞEY BEKLEMİYORDUK
Nazım
Hikmet’in eşi Piraye’nin torunu Kerem Bengü’nün elindeki arşivde ilk
kez bulunan “Dört Güvercin” şiiri, “Sözcükler” dergisinin son sayısında
yayınlandı. İlk kez yayınlanan şiirle ilgili olarak, derginin genel
yayın yönetmeni Turgay Fişekçi duygularını şu sözlerle açıkladı: “Böyle
bir şey beklemiyorduk. Nazım Hikmet’in bütün şiirleri yayınlandığını,
artık yayınlanmayan hiçbir şiirinin olabileceğini tahmin etmiyorduk.
Büyük bir sürpriz oldu. Bu şiiri 1938’de İstanbul Tevkifhanesi’nde
yazmış ve Piraye’ye göndermiş. Sonra muhtemelen kendisi de unutmuş
herhalde. Çünkü sürekli bir cezaevinden başka bir cezaevine gidiyor.
Şimdiye kadar kitaplarda yer almaması böyle açıklanabilir sanıyorum.”
Fişekçi,
edebiyat çevrelerini heyecanlandıran sürpriz şiir ve yarıda kalmış
roman taslakları ile ilgili olarak NTVMSNBC’ye konuştu:

“BİR ŞEY BULDUK, NEDİR BU?”
Piraye, yazar Kemal Tahir ve Nazım Hikmet. 1940 Çankırı Cezaevi.

Nazım
Hikmet’in eşi Piraye Hanım’la hayatlarının 20 yılı beraber geçti. 20
yılın yaklaşık 14 yılında Nazım Hikmet cezaevindeydi. Hem birlikte, hem
ayrı ortak bir hayatları vardı. Bu süre içinde Nazım Hikmet çeşitli
cezaevlerinden Piraye’ye mektuplar dışında resimler, şiirler
gönderiyordu. Yıllar boyu korumasında kaldı. Piraye Hanım bu anlamda
çok muhafazakar bir kadındı. Nazım Hikmet’ten ayrıldıktan sonra dış
dünyaya çok kapalı bir hayat sürdü. Kimseyle başka bir ilişkisi olmadı,
elindeki eserleri de özenle korudu. Piraye’den sonra Piraye’nin oğlu
Mehmet Fuat bunların hepsini yayınladı. Nazım Hikmet’in pek çok eserini
Mehmut Fuat gün ışığına çıkardı. Memletketimden İnsan Manzaraları gibi
çok sayıda eser, Piraye hanım sayesinde bugüne ulaştı. Yoksa bu eserler
bugün olmayacaktı. Piraye Hanım 1995’te, oğlu Mehmet Fuat 2002’de öldü.
Bugün Piraye’den kalanlar Mehmet Fuat’ın oğlu, yani Piraye’nin torunu
olan Kerem Bengü’nün elinde. Kerem Bengü ve eşi Zeynep Bengü,
Piraye’nin de oturduğu evde oturuyorlar. Zaman zaman evdeki bir takım
evrakları elden geçiriyorlar. Ve bir ay kadar önce de beni çağırdılar,
“Bir şey bulduk, nedir bu?” diye. Bunun Nazım’ın yayınlanmamış bir
şiiri olduğunu anladım. Ve Sözcükler’de yayınlanması için onlardan izin
alarak dergide yayınladım.

Y. KEMAL’LE FARKLI ZAMANLARDA DÜŞÜNMÜŞ GİBİ

Ayrıca
bir takım defterler bulmuşlar. Bunlar da gene Nazım Hikmet’in
cezaevinde yazmaya başladığı üç ayrı roman. Piraye Hanım, Nazım
Hikmet’e bir mektubunda yaklaşık olarak şöyle bir şey söylemiş:
“Sıkıldığında kendine bir defter al, yazmaya başla ve kendini rahatlat”
gibi bir öğüt. Her üç defterin girişinde tırnak içinde Piraye’nin bu
sözleri var. Nazım Hikmet bu romanları bir tür Piraye’nin öğüdünü
yerine getirmek için yazmış. Nazım bunları 20- 30 sayfa yazıp yarıda
bırakmış. Bir tanesi çok ilginç. Adı, “Zeytin ve İncir Adası.”
Bozcaada, Gökçeada gibi bir adayı anlatıyor. İçinde Rum kahramanlar
var. Konu olarak son derece ilginç bir roman taslağı. Biliyorsunuz daha
sonra benzer bir konuyu Yaşar Kemal işledi, “Fırat Suyu Kan Akıyor
Baksana”da yine böyle bir ada anlatılıyor. İki yazar arasında böyle
aynı şeyi daha önce Nazım Hikmet düşünmüş gibi bir izlenim doğdu bu
romanı okuduğumuz zaman. Bu üç roman taslağını Nazım Hikmet’in bütün
eserlerini yayınlayan Yapı Kredi Yayınları yakında kitap olarak
yayınlayacak.

İSTANBUL -
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.facebook.com/groups/edit.php?members=&gid=26245653806
burhankoçak
üye
üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 6
Yaş : 31
Nerden : İstanbul - Mecidiyeköy
İş/Hobiler : Şiir - Sinema - Pc
Lakap : brhnkçk
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 03/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 10, 2008 12:59 am

ŞEHİTLER

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler

Dumlupınar'dakiler de elbet

ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,

siz toprak altında ulu köklerimizsiniz

yatarsınız al kanlar içinde.

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

siz toprak altında derin uykudayken

düşmanı çağırdılar,

satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız,

kalkıp uyandırın bizi!

uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

mezardan çıkmanın vaktidir!

Nazım Hikmet RAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.facebook.com/groups/edit.php?members=&gid=26245653806
abraxas
üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 457
İş/Hobiler : şiir,resim,radyo dinleme
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 01/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 10, 2008 10:44 am

Seni Düşünmek

Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum...


Nazım Hikmet Ran

_________________
Şair şiir yazmaz... içinde bir şiir vardır zaten şairin... Bu kitapta okuyacağınız şiirler yağmurludur..
Bittiğinde ya gözler ya da yürekler ıslanır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.frekans.eniyiforum.net
abraxas
üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 457
İş/Hobiler : şiir,resim,radyo dinleme
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 01/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 10, 2008 10:45 am

Yine De İyimserlik

kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
uçak sağ salim inebilsin meydana
doktor gülerek çıksın ameliyattan
kör çocuğun açılsın gözleri
delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken
birbirine kavuşsun yavuklular
düğün dernek yapılsın hem de
susuzluk da suya kavuşsun
ekmek de hürriyete
kardeşim
sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
onların dediği çıkacak
eninde de sonunda da...


Nazım Hikmet Ran

_________________
Şair şiir yazmaz... içinde bir şiir vardır zaten şairin... Bu kitapta okuyacağınız şiirler yağmurludur..
Bittiğinde ya gözler ya da yürekler ıslanır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.frekans.eniyiforum.net
burhankoçak
üye
üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 6
Yaş : 31
Nerden : İstanbul - Mecidiyeköy
İş/Hobiler : Şiir - Sinema - Pc
Lakap : brhnkçk
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 03/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 10, 2008 9:41 pm

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kağıt gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet RAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.facebook.com/groups/edit.php?members=&gid=26245653806
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:08 am

YİNE İYİMSERLİK ÜSTÜNE


Sağlığımda
açıldı kosmos yolu,
Moskova'da açılış törenindeyim.
Avucumda bir çocuğun
sarışın eli,
bir yılbaşı ağacı önündeyim.

Biliyordum,
yaşına bile gelmeden,
gözlerinde sırça toplar yanan çocuk,
yolcu
füzeleri güneşe doğru, yıldızların arasından,
balıklar gibi sessiz sedasız
akıp gidecek.

Ama füze
yolcuları yola çıkabilecek mi pasaportsuz?
Bilet olacak mı? Parayla mı
alacaklar?
Ve uzaklaşıp karpuzlaşır, elmalaşırken dünyamız,

ıstıratosferde savaş füzelerine mi rastgelecekler?

Beni
ilgilendiren bavullarının eşyası değil,
yüreklerinin yükü.
Korkuyorlarsa
kimden, neden, niçin, nasıl?
Ya ara hırsı? Emir verme merakı?

Yüzüne yılbaşı
ağacının telli pullu
aydınlığı vuran çocuk,
belli, bilmiyorum neden, ama
belli
yaşayacak benden iki kere çok.

Kosmosa filan
gidip gelecek. İş bunda değil.
Yeryüzünde görecek mucizenin büyüğünü :

tek insan milletini pırıl pırıl.
Ben iyimserim, dostlar, akarsu gibi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:10 am

HABER


Onlardan haber geldi.
Oradan
onlardan.
Gömlekleri kirli değil
çatık değilmiş kaşları.
Yalnız biraz
uzamış tıraşları.
"Yandık!"
dememişler.
Dayanmışlar biliyorum.
"Dayandık!"
dememişler.
Gözleri gülerek
bakıyorlarmış adama.
Şakaklarında taze bir yara varmış ama,
çatık değilmiş kaşları.
Yalnız biraz
uzamış tıraşları....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:12 am

GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
gövdelerimizle karanlıkları yara yara
çıktık, rüzgarları en serin
uçurumları en derin
havaları en ışıklı sıra dağlara.
Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!

Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
göz göze
yan yana
durun çocuklar.
Tasları birbirine vurun çocuklar.
Doldurun çocuklar,
doldurun
doldurun
doldur içelim.
Başları
göklere
atalım
serden geçelim...
Heeey, nerden geçelim?
Yalnayak
koşarak
devlerin
geçtiği
yerden geçelim.

Heeey
hop
Heeeey
hep
birden geçelim
Doldurun çocuklar,
doldurun
doldurun
doldur içelim.

Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:13 am

İYİMSERLİK



Şiirler yazarım
basılmaz
basılacaklar ama



Bir mektup beklerim müjdeli
belki de öldüğüm gün gelir
mutlaka gelir ama



Ne devlet ne para
insanın emrinde dünya
belki yüz yıl sonra
olsun
mutlaka bu böyle olacak ama
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:13 am

HASRET


Denize dönmek istiyorum!
Mavi aynasında suların:
boy verip görünmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!



Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
Ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:14 am

KIRKINCI YILIMIZ



Hepimiz kırk yıl önce doğduk,
kırk yıl önce sabahleyin
kırk yıl önce gün ışırken Bedreddin'in İznik Gölü'nde
çamlı bellerinden birinde Köroğlu'nun
ve Sibirya'dan, esirlikten dönen Bolşevik Osman
pusuya düşürürken Urfa yolunda seher vakti Fıransızı.

Hepimiz kırk yaşındayız
yirmisine basanımız da
altmışını geçenimiz de
atılıp ölenimiz de İstanbul'da Müdüriyet penceresinden.

Bu kırkıncı yılımızda
ne bir ormanız
ne şose boyunda tek tük kavak ağacı
bir tarlayız tohumu saçılmış.

Hepimiz kırkına bastık bu sabah
hapiste yatanımız,
işyerindekilerimiz, muhacirimiz.
Hepimiz kırkına bastık bu sabah.
Yoldaşlar yeni yeni yıllara!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:14 am

PORTATİF KARYOLA


Bu onun karyolası
portatif bir karyola.
O her sabah
buradan çıkardı yola.
Ve her akşam
burda çözerdi ıslak ayakkaplarını.
Karyolanın başucunda kitaplar...
Açıyorum
birer birer
kitaplarını.
Satırların
üzerinde
ellerinin izi var.
Pencerenin içindeki
bu beyaz diş fırçası, bu bembeyaz sabun
onun...
Elsiz kolları göğsünde
yatıyor karyolanın üstünde
lacivert gemici fanilası..
Bu onun karyolası
portatif bir karyola.
Duvarda külrengi bayramlık kasketi.
Yerde bir üçüncü mevki
tren bileti.....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:14 am

NERDEN GELİP NEREYE GİDİYORUZ?


Başlangıç

Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.

Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.

Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?



1

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.

Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
Bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.



2

Bir şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Beş şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yüz şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.

Pencerende bir sokak bulvarlı.
Odan sıcak.
Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
Penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
Eller kalmayacak.
Negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
Yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
Güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Kuzeye götürmeyin beni...
Batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Doğuya götürmeyin beni...
Bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
O bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.



3

Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
Hürriyet hepimize yetmiyor.
Hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
Kitap hepimize yetebilir.
Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.


Çağırı

Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.

İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:15 am

ONUN DOĞUŞU VE DEMİRHANE BACASI



Demirhane bacası ki
yağmurda ümitsiz ve müntekim
dururdu.
Ve rüzgâr ki kendini
kaldırıp kaldırıp demirhane bacasına vururdu.
Ve siyah bir yelken gibi gece rüzgârdayken,
sahip değilken ağaçlar dallarına, kuşlar kanatlarına,
ve çekerken karanlıktan yıldırımları toprak,
insanlar ve âletler bırakıp kaldırımları
derin uykulardayken
bir zemin katında bir çocuk doğdu.
Yıldızlar teker teker
deste deste yandılar.
Yıldızlar, onun çocuk gözleri gibi aydınlık
ferah veren
kerim olandılar...
Demirhane bacası
ışıyıp gülümsedi,
dedi :

« — Zemin katında doğan bil ki o dur.
Rehber ve delil ki o dur.
Fikri derin, şefkati gani, gazabı yamandır,
âletsizlerin oğlu,
âletsizlere âlet verecek olandır.
O, onların içinde, onların önünde o,
matem gecesinde, kavga yerinde, bayram gününde o.
Ve o her yanından ana kucağı gibi
saracaktır onları.
Ona ram olacak dört kadim unsur :
âteş ve toprak, rüzgâr ve yağmur.
Ve körler hikâyesinin son babını
o, tekmil ettirecektir.
Yazacaktır insanoğlu öz kitabını
bilerek
isteyerek.»

Sustu demirhane bacası.
Söküyor şafak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:15 am

TÜRK KÖYLÜSÜ



Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad'dır
Kerem'dir
ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yâr sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, «Yûnusû biçâredir
baştan ayağa yâredir,»
ağu içer su yerine.
Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine
ve bir kerre vakterişip :
«—Gayrık yeter!...»
demesinler.
Ve bir kerre dediler mi :
«İsrafil surunu urur
mahlukat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
«Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:16 am

ZAFERE DAİR



Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
bir çığlık oldu ümid...
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin
zalim
ve kurnaz.
Ölüyor çarpışarak insanlarımız
— halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı —
ölüyor insanlarımız
— ne kadar çok —
sanki şarkılar ve bayraklarla
bir bayram günü nümayişe çıktılar
öyle genç
ve fütursuz...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
biz unuttuk bağışlamayı...

Varılacak yere
kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp
koparılacaktır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:16 am

VEDA



Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
Sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın...
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez...
Ben dostların gözünde kendimi
boylu boyumca görüyorum...



A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
Tek hecesiz elveda..



Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
mapusane türküsünü.



Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz...
Beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz...



A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
ELVEDA..!!.......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:16 am

ÜÇ SELVİ


Kapımın önünde üç selvi vardı.
Üç selvi.


Selviler rüzgarda sallanırlardı.
Üç selvi.


Kökleri yerde, başları yıldızlarda
üç selvi.


Selviler sallanırlardı rüzgarda.
Üç selvi.


Bir gece düşman bastı evi.
Üç selvi.


Yatağımda öldürüldüm ben.
Üç selvi.


Kesildi selviler köklerinden.
Üç selvi.


Artık ne kökleri yerde, başları yıldızlarda
üç selvi.


Selviler sallanmıyorlar rüzgarda.
Üç selvi.


Mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor
üç selvi.


Kanlı bir baltayı aydınlatıyor
üç selvi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:18 am

YAPIYLA YAPICILAR



Yapıcılar türkü söylüyor,

yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama.

Bu iş biraz daha zor.



Yapıcıların yüreği

bayram yeri gibi cıvıl cıvıl,

ama yapı yeri bayram yeri değil.

Yapı yeri toz toprak,

çamur, kar.

Yapı yerinde ayağın burkulur,

ellerin kanar.

Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli,

her zaman sıcak,

ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak,

ne herkes kahraman,

ne dostlar vefalı her zaman.



Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı.

Bu iş biraz daha zor.

Zor mor ama

yapı yükseliyor, yükseliyor.

Saksılar konuldu pencerelere

alt katlarında.

İlk balkonlara güneşi taşıyor kuşlar

kanatlarında.

Bir yürek çarpıntısı var

her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde.

Yükseliyor

yükseliyor

yükseliyor yapı kanter içinde.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:18 am

VASİYET


Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.



Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.



Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.



Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.



Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.



Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.



Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:18 am

YİNE MEMLEKETİM ÜSTÜNE SÖYLENMİŞTİR


Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:19 am

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI (BİRİNCİ BÖLÜM)


Haydarpaşa garında
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
yorgunluk ve telâş
Bir adam
merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.
Burnu sivri ve uzun
yanaklarının üstü çopur.
Merdivenlerdeki adam
-Galip Usta-
tuhaf şeyler düşünmekle
meşhurdur:
"Kâat helvası yesem her gün" diye düşündü
5 yaşında.
"Mektebe gitsem" diye düşündü
10 yaşında.
"Babamın bıçakçı dükkânından
Akşam ezanından önce çıksam" diye düşündü
11 yaşında.
"Sarı iskarpinlerim olsa
kızlar bana baksalar" diye düşündü
15 yaşında.
"Babam neden kapattı dükkânını?"
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına"
diye düşündü
16 yaşında.
"Gündeliğim artar mı?" diye düşündü
20 yaşında.
"Babam ellisinde öldü,
ben de böyle tez mi öleceğim?"
diye düşündü
21 yaşındayken.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
22 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
23 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
50 yaşına kadar.
51 yaşında "İhtiyarladım" dedi,
"babamdan bir yıl fazla yaşadım."
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir.
Şimdi merdivenlerde durup
kaptırmış kafasını
düşüncelerin en tuhafına:
"Kaç yaşında öleceğim?
Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?"
diye düşünüyor.
Burnu sivri ve uzun.
Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
Haydarpaşa garında bahar
Sepetler ve heybeler
merdivenlerden inip
merdivenlerden çıkıp
merdivenlerde duruyorlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:19 am

MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI (İKİNCİ BÖLÜM)


I

Atlantiğin dibinde upuzun yatıyorum, efendim,
Atlantiğin dibinde
dirseğime dayanmış.
Bakıyorum yukarıya:
bir denizaltı gemisi görüyorum,
yukarıda, çok yukarıda, başımın üzerinde,
yüzüyor elli metre derinde,
balık gibi, efendim,
zırhının ve suyun içinde balık gibi kapalı ve ketum.
Orası camgöbeği aydınlık.
Orda, efendim,
orda yeşil, yeşil,
orda ışıl ışıl,
orda yıldız yıldız yanıyor milyonlarla mum.
Orda, ey demir çarıklı ruhum,
orda tepişmeden çiftleşmeler, çığlıksız doğum,
orda dünyamızın ilk kımıldanan eti,
orda bir hamam tasının mahrem şehveti,
mahrem şehveti efendim,
gümüş kuşlu bir hamam tasının
ve koynuna ilk girdiğim kadının kızıl saçları.
Orda rengarenk otları, köksüz ağaçları
kıvıl kıvıl mahlukları deniz dünyasının,
orda hayat, tuz, iyot,
orda başlangıcımız, Hacıbaba,
orda başlangıcımız
ve orda hain, çelik ve sinsi
bir denizaltı gemisi.
400 metroya kadar sızıyor ışık.
Sonra alabildiğine derin
alabildiğine derin karanlık.
Yanlız ara sıra
acayip balıklar geçiyor karanlığın içinde
ışık saçarak.
Sonra onlar da yok.
Artık dibe kadar inen
kat kat kalın sular kati ve mutlak
ve en dipte ben.
Ben, upuzun yatıyorum, Hacıbaba,
upuzun yatıyorum dibinde Atlantiğin
dirseğime dayanmış,
bakıyorum yukarlara.
Avrupa Amerika' dan Atlantiğin yüzünde ayrıdır
dibinde değil.
Gazgemileri gidiyor yukarda, çok yukarda, birbiri peşi sıra.
Omurgalarının altını görüyorum,
omurgalarının altını.
Dönüyor keyifili keyifli pervaneleri.
Dümenleri ne tuhaf suyun içinde
İnsanın tutup tutup kıvırası geliyor.
Köpekbalıkları geçti gemilerin altından,
karınlarını gördüm
ağızları da orda.
Gemiler şaşırdılar birdenbire,
herhalde köpekbalıklarından değil.
Denizaltı gemisi bir torpil attı, efendim
bir torpil.
Gemilerin dümenlerine baktım:
telaşlı ve korkaktılar.
Gemilerin omurgalarında imdat arar gibi bir hal vardı,
gemiler bir bıçak darbesinden en yumuşak yerini
karnını saklamak isteyen insanlara benziyorlardı.
Denizaltılar birden üç oldular, derken, altı, yedi, sekiz.
Gazgemileri düşmana ateş açarak
insanlarını ve yüklerini suya döküp saçarak
batmaya başladılar.
Mazot, gaz, benzin,
tutuştu yüzü denizin.
Bir alev deryasıdır şimdi yukarda akan,
yağlı ve yapışkan
bir alev deryası efendim.
Kıpkızıl, gömgök, kapkara,
arzın ilk teşekkülü hengamesinden bir manzara.
Ve denizin yüzüne yakın suyun içi allak bullak.
Köpürüp, dağılıp parçalanmalar.
Yukardan dibe doğru inen gazgemisine bak.
Gece uykuda gezenler gibi bir hali var:
lunatik.
Geçti kargaşalığı,
girdi deniz dünyasının cennetine.
Fakat durmadan iniyor.
Kayboldu ıslak karanlıkta.
Artık baskıya dayanamaz, parçalanır.
ve direği, efendim, bacası yahut
nerdeyse yanıma düşer.
Yukarda insanla dolu denizin içi.
Bir tortu gibi dibe çöküyorlar
tortu gibi çöküyorlar, Hacıbaba.
Baş aşağı, baş yukarı,
uzanıp kısalıyor, bir şeyler aranıyor kolları bacakları.
Ve hiçbir yere, hiçbir şeye tutunamadan
onlarda iniyorlar dibe doğru.
Birden bire bir denizaltı düştü yanıbaşıma.
Parçalanmış bir tabut gibi açıldı köprüüstü kaportası
ve Münihli Hans Müller dışarı çıkıverdi.
39 ilkbaharında denizaltıcı olmadan önce
Münihli Hans Müller
Hitler hücum kıtası altıncı tabur
birinci bölük
dördüncü mangada sağdan üçüncü neferdi.


Münihli Hans Müller
üç şey severdi:
1-Altın köpüklü arpa suyu
2-Şarki Prusya patatesi gibi dolgun ve beyaz etli Anna.
3-Kırmızı lahana.


Münihli Hans Müller için
vazife üçtü:
1-Çakan bir şimşek
gibi mafevke selam vermek.
2-Yemin etmek tabancanın üzerine.
3-Günde asgari üç çıfıt çevirip
sövmek silsilelerine.


Münihli Hans Müller'in
kafasında, yüreğinde, dilinde üç korku vardı:
1-Der Führer.
2-Der Führer.
3.Der Führer.


Münihli Hans Müller
sevgisi, vazifesi ve korkusuyla
39 ilkbaharına kadar
bahtiyar
yaşıyordu.
Ve Vagneryen bir operada do sesi gibi heybetli
Şarki Prusya patatesi gibi dolgun ve beyaz etli
Anna'nın
tereyağı ve yumurta krizinden şikayet etmesine
şaşıyordu.
Diyordu ki ona:
-Bir düşün Anna,
yepyeni bir manevra kayışı takacağım,
pırıl pırıl çizmeler giyeceğim ben.
Sen beyaz ve uzun entari giyeceksin,
balmumundan çiçekler takacaksın başına.
Tepemizde çatılmış kılıçların altından geçeceğiz.
Ve mutlak
hepsi erkek 12 çocuğumuz olacak.
Bir düşün Anna,
tereyağı, yumurta yiyeceğiz diye
top, tüfek yapmazsak eğer
yarın 12 oğlumuz nasıl muharebe eder?

Münihlinin 12 oğlu muharebe edemediler
çünkü doğamadılar,
çünkü henüz, efendim, Anna'yla zifaf vaki olmadan önce
bizzat harbe girdi Hans Müller.
Ve şimdi 41 sonbaharı sonlarında
dibinde Atlantiğin
benim karşımda durmaktadır.
Seyrek sarı saçları ıslak,
kırmızı sivri burnunda esef,
ve ince dudaklarının kıyılarında keder.
Yanı başımda durduğu halde
yüzüme çok uzaklardan bakıyor,
İnsanın yüzüne nasıl bakarsa ölüler.
Ben biliyoum ki, o bir daha görmeyecek Anna'yı,
ve artık bir daha arpa suyu içip
yiyemeyecek kırmızı lahanayı.
Ben bütün bunları biliyorum, efendim,
ama o bütün bunları bilmiyor.
Gözü bir parça yaşlı,
silmiyor.
Cebinde parası var,
çoğalıp eksilmiyor.
Ve işin tuhafı
artık ne kimseyi öldürebilir
ne de kendisi ölebilir bir daha.
Şimdi şişecek birazdan,
yükselecek yukarıya,
sular sallayacak onu
ve balıklar yiyecek sivri burnunu.

Ben
Hans Müller'e bakıp, Hacıbaba, bunları düşünürken
yanımızda peyda oluverdi
Liverpul Limanından Harri Tomson.
Gazgemilerinden birinde serdümendi.
Kaşları ve kirpikleri yanmıştı.
Gözleri sımsıkı kapalıydı.
Şişman ve matruştu.
Bir karısı vardı Tomson'un:
tavan süpürgesi gibi bir kadın,
tavan süpürgesi gibi, efendim, zayıf, uzun, titiz, temiz
ve tavan süpürgesi gibi münasebetsiz.
Bir oğlu vardı Tomson'un:
altı yaşında bir oğlan, Hacıbaba,
tombul mu tombul, pembe beyaz, sarı papa mı sarı papa.
Tuttum Tomson'un elinden.
Açmadı gözlerini.
"-Vefat ettiniz" dedim.
"-Evet " dedi, "İngiliz imparatorluğu ve hürriyeti için:
Canım isterse, harp içinde bile Çörçil'e sövmek hürriyeti
ve canım istemese de aç kalmak hürriyeti uğruna.
Fakat değişecek hürriyette bu son bahis,
harpten sonra artık işsiz ve aç kalacak değiliz.
Planı hazırlıyor Lordlarımızdan biri.
Adalet: ihtilalsiz.
Ben İngiliz İmparatorluğu'nu dağıtmaya gelmedim, dedi Çörçil.
Ben de ihtilal çıkarmaya gelmedim:
buna Kenterburi başpiskoposu
bizim tredünyonun reisi
ve karım razı değil.
Ay bek yur pardın.
İşte bu kadar,
nokta, son."
Sustu Tomson.
Ve ağzını açmadı bir daha.
İngilizler fazla konuşmayı sevmezler,
hele hümoru seven ölü İngilizler.

Tomson' la Müller'i yanyana yatırdım.
Şiştiler yan yana,
yan yana yükseldiler yukarı doğru.
Balıklar Tomson'u afiyetle yediler,
fakat dokunmadılar ötekisine,
Hans'ın etiyle zehirlenmekten korktular anlaşılan.
Hayvan deyip geçme, Hacıbaba,
sen de hayvansın ama
akıllı bir hayvan...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:20 am

SALKIMSÖĞÜT


Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!


Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!


Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tweetyy
tecrübeli üye
tecrübeli üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 09/10/08

MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   Cuma Ekim 24, 2008 12:20 am

OTOBİYOGRAFİ


1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim



kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin



hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir



otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de


otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya



Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır



partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi


yıkılan putların altında da ezilmedim



951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü



sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın



içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana



başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim



bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak



kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim


ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nazım Hikmet RAN Hayatı Ve Eserleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3  Sonraki
 Similar topics
-
» Vanessa Hayatı
» Tolga Çevik ve Ailesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CeyhunYılmaz :: Edebiyat Şiir Hikaye :: Şair Ve Yazarlar-
Buraya geçin: