CeyhunYılmaz


 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Röportaj...Kitaplar Devam Edecek...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
abraxas
üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 457
İş/Hobiler : şiir,resim,radyo dinleme
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 01/10/08

MesajKonu: Röportaj...Kitaplar Devam Edecek...   Salı Ekim 07, 2008 4:31 pm

Bir tutam neşe almaya gidip,
Bir tatlı huzurla ayrıldık yanından...
Gülen gözlerinin ardında,
Bir başka yüz tanıdık.
Ve bu hafta sizlere Ceyhun Yılmaz’ı anlattık...



* Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Valla aslında yaptığı işle pek alakası olmayan bir adamım. Bu bazen hoşuma gidiyor ama bazen de üzüyor beni. Hiç hak etmediğim şekilde değerlendiriliyorum. Bu değerlendirme sonucu iyi veya kötü olabilir. Garip bir hayat. Bazen hoşuma gidiyor gülümsüyorum dediğim gibi bazen de ya keşke böyle demeselerdi diyorum. Pek anlaşılır bir hal değil, biliyorum ama çok açıkça ifade edeyim. Artık yaşım ilerledikçe bunu çok net söylemeye başladım, en net olarak burada başlayayım söylemeye . Ceyhun Yılmaz showdaki kahraman ben değilim sadece olması gerektiği gibi yaşayan bir tip Ceyhun Yılmaz show. Biraz daha içine kapanık, biraz daha hüzünlü bir adamım aslında. Ama hiç benimle alakası olmayan, dünya umurunda olmayan, dert üstü murat üstü, sürekli kızlarla gezen, aklı fikri öpüşmekte olan bir adam çiziyorum. Bu da yaşım ilerledikçe bana bir acı vermeye başladı.


Şair aynı zamanda çay kaşığı gibi dünyaya bakabilen, aynı zamanda bir vestiyere, bir ağaca, bir şehre şiir yazabilen kişidir.


* Şiir kitaplarınızda o duygusallığınız ortaya çıkıyor sanıyorum.


O da ben değilim. O da benim bir yerim sadece. O kitapları birebir okuduğunuzda onları yazan kişi hemen o kitaptan sonra intihar etmesi lazım. Aslında o yüzden ben değilim tamamı. Bakın ben şiir yazarken kaba tabirle söylüyorum kadına-kıza yazmıyorum. Benim kitaplarımı okuyanlar içerisinde anne, çocuk, kız çocuğu, büyük dede, eski bir eş, vefat etmiş bir adam bunların hepsini bulurlar. İnsanlar çok doğru düşündüklerinde, yüreklerini bir teraziye koyduklarında bazı şeyleri çok net anlayabilirler. İyiyi, kötüyü, şair olmayanı, şiir yazmayanı çok net anlayabilirler. Eğer bir adamın, bir kadına aşkıysa o kitabın tamamı ya da bir kadının bir adama aşkıysa hiçbir edebi değeri yok benim için. Ama benim kitaplarımı okuduğunuzda bir hayat göreceksiniz ve görmeye devam edeceksiniz. Şair aynı zamanda çay kaşığı gibi dünyaya bakabilen, aynı zamanda bir vestiyere, bir ağaca, bir şehre şiir yazabilen kişidir. Cemal Süreyya da böyle, Nazım Hikmet de , Sunay Akın da... Orhan Veli de böyleydi. Dönüp baktığınızda Orhan Veli Kanık’ın pencereye bile şiir yazdığını göreceksiniz.


* Şiirden açılmışken konu bir şeyi açıklığa...
Konu şiirden açılmasa da ikinci sorun oydu zaten saçmalama..


* Hayır, değildi. Sorulara bakabilirsiniz.
Bravo. Cevaptan soru soranları çok severim. Bu beni dinliyorsun anlamına gelir, buyrun...


* Şiir kitaplarınızın gelirini Eğitim Gönüllüleri Vakfına bağışlamıştınız sanırım. Sonra hakkınızda bazı haberler çıktı bir daha vakıfa bağış yapmam tarzında. Bu konuyu açıklar mısınız?
O haberler çok abartıydı, hemen açıklayalım. Ben Eğitim Gönüllüleri Vakfını mahkemeye falan vermeyeceğim. Buradan da söylediğiniz çok iyi oldu bunu. Çünkü böyle bir fırsatım olmamıştı, soran olmadığı için bizim ülkemizde! Kitabımın gelirini Eğitim Gönüllüleri Vakfına bağışladım. Ve Eğitim Gönüllüleri Vakfı da her NTV’de ve Kanal D’de, her 23 Nisan’da ve her önemli günde etkinliklerinde sunuculuğu bırakın - ki mesleğim olan sunuculuğu bırak - misafir olarak bile çağırma zahmetinde bulunmadılar. Ona karşı olan hüznümü söyledim sadece. Çağırmak zorunda da değiller. Ben o kitapları bağışlarken, bunlar ileride organizasyon yapar, bende çıkar boy gösteririm diye bağışlamadım zaten. Ama davet bile etmemeleri anlaşılmaz bir insani tutum. Kızgınım sadece ama bağışladım ve kitabım satmaya devam ediyor. Gelirini çekmeyeceğim. 26.000 sattı kitap...


* Peki şiir kaseti çıkarmayı düşünüyor musunuz?
Hayır, hayır. Öyle bir İbrahim Sadri durumum olacağını hiç zannetmiyorum. Ben şiiri okurum. İyide okurum yani, çok açık söyleyeyim. Radyoda okuyorum zaten. Ama şu an için böyle bir şey düşünmüyorum. Belki ileride olabilir. Çok daha popülist bir yaklaşım olacak kaset yapmam. Biraz daha yaşlanınca belki. Şimdi düşünmüyorum.


* Ama kitaplar devam edecek sanıyorum.


Kitaplar devam edecek. Geliri vakıflara bırakılmaya devam edilecek. İkinci kitabın geliri Türk Böbrek Vakfına bırakıldı biliyorsunuz. Üçüncü kitap yine çocukla, eğitimle ve sağlıkla ilgili bir vakıfa bırakılacak.


* Son dönem komedyenler arasında en çok beğendiğiniz kimdir? Yada en çok kime gülüyorsunuz?


Valla hepsini beğeniyorum. Komedyen diyebileceğimiz kişi çok az zaten. Komedyen tanımına baktığımız zaman, komedyen başlığının altına kimleri yazıyorsunuz bilmiyorum. Ama ben kendi adıma yazdıklarımı çok beğeniyorum.


Eşarp takıp, ruj sürmekle olmuyor bu işler.


* Siz kimleri yazıyorsunuz?
Bravo, güzel soru. İşte hemen hemen bu işi yapan herkesi çok beğeniyorum. Zeka unsuru olan her şeyi çok beğeniyorum. İsim vermeme gerek yok. Beni zekasıyla kendine gülümsetebiliyorsa bir adam ya da bir kadın onu her zaman beğenirim zaten. Ama eşarp takıp, ruj sürmekle olmuyor bu işler.


“Babam ve Oğlum”un başarısına katkıda bulunanlardanım.


* Son dönemde izlediğiniz ve beğendiğiniz sinema filmi ve tiyatro oyunu?
Öncelikle herkes gibi “Babam ve Oğlum” un başarısına katkıda bulunanlardanım., yani gidip anlatanlardanım. Çok beğendim. “Hababam Sınıfı 3,5” eğlenceli bir film, gidip vakit geçirilebiliyor. Ardından “Kurtlar Vadisi”ne gittim ama onu beğenmedim. Beklediğim kadar iyi değildi. Dizisi daha iyiydi. Tiyatrolardan da, Ferhan Şensoy’un “Kiralık Oyun”u tavsiye ediyorum. Uğur Uludağ’ın “27 Numara”sını izledim iki hafta önce tavsiye ediyorum. Sunay Akın’ın gösterileri BKM’de devam ediyor tavsiye ederim.


İnternet gazeteciliği diye bir şey yok. Kimse havaya girmesin!


* İnternet haberciliği hakkında düşünceleriniz nelerdir? Sizce gazetelerin yerini alır mı?


Alamaz. Ondan kimsenin şüphesi olmasın. İnternet bu ülkedeki her yeni buluş gibi amacına uygun kullanılmıyor bu ülkede. Biz Türk olduğumuz için her şeyi biraz daha değişik kullanabiliyoruz. Olmayacak bir şeyle kulak karıştırabiliyoruz yani. Bıçakla sırtımızı kaşıyabiliriz mesela. Biz garip bir milletiz. İnternet de; iletişim araçları radyo, televizyon ve gazetelerin yanına bir dördüncü boyut olarak iletişimle ilgili bir hadisedir internet kabul edersiniz ki! Ama ben zannetmiyorum bu ülkenin büyük çoğunluğunun interneti anarken iletişim sözcüğünü kullanabileceğini. Bence iletişim sözcüğünü kullanabileceğimiz zamana ilerleyelim ondan sonra konuşalım internetin geneli ve daha sonra dallarından biri olan gazeteciliği. Daha oraya çok var. İnternet bizim ülkemizde hala chat olarak kullanılıyor. Her bilgisayarı açan arkadaşımıza soralım kaç kişi internete girip de işini halledip, bilgileri alıp ona bir ansiklopedi gibi davranıp, ona bir eğitim ya da kültür ekranı gibi bakan kaç kişi var. Allah aşkına komik olmayalım yani! İnternet gazeteciliği diye bir şey yok. Kimse havaya girmesin.

_________________
Şair şiir yazmaz... içinde bir şiir vardır zaten şairin... Bu kitapta okuyacağınız şiirler yağmurludur..
Bittiğinde ya gözler ya da yürekler ıslanır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.frekans.eniyiforum.net
abraxas
üye
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 457
İş/Hobiler : şiir,resim,radyo dinleme
ruh hali :
Tuttuğu Takım :
Kayıt tarihi : 01/10/08

MesajKonu: Geri: Röportaj...Kitaplar Devam Edecek...   Salı Ekim 07, 2008 4:31 pm

AŞK
Bir tek senin görebileceğin bir yerden
Sana gülümsüyorum...
Onların duydukları kahkahalarım değil
Aşkı tarif gerekirse sana
Anlatayım
Aşk nedir biliyor musun?
Benim sana yaşadığım
Senin durmadan üstüne bastığın...


* Sizin “AŞK” ve “ BEN = SEN” şiirlerinize aşık oldum. Çok beğendim.
Ezilmişliği kabullenmiş şiirlerimi sevmişsin, çok enteresan! Buradan senin bir aşk hikayesinde istediğini alamadan ayrılma gibi bir hikayen ortaya çıkıyor. Ben şiirlerden insanları çok güzel ayırt edebilirim. Kimin hangi şiiri sevdiğinden ne yaşadığını anlatabilirim. Hepsini anlayabilirim. Bu konuda bir istisna sayıyorum kendimi. Psikoloji dalına da hediyem olsun. Şiir yazdırsınlar insanlara ve anlasınlar. Psikologlarda bu şiiri okursa hediyem olsun.


* Şiirleriniz çok duygusal. Peki nasıl size çapkın diyorlar?
Şiirlerimi okuduktan sonra hissettiğin duyguyu anlattın şimdi bana. Duygusal bulduğunu söyledin beni. Bende sana şöyle bir hikaye anlatıyorum. Pablo Neruda bizim babamız -Sunay Akın ve benim- dünyanın en önemli şairlerinde biriydi biliyorsunuz Pablo Neruda. Bedenen yaşamamasına rağmen hala öyle bence. “Bir gün postacısının mektuplarda yazdığı şiirleri, mektubu açıp okuduğunu anlıyor ve kızıyor postacısına. Sen ne terbiyesiz adamsın, ne ahlaksızsın, nasıl benim şiirlerimi okursun, çalarsın, başkalarına gönderirsin diye! Postacıda büyük ustaya diyor ki; Bak usta o şiir senin değil, ihtiyacı olanlarındır.” Senin duygusallıkla ilgili tanımın bana ait değildir. Sen kendini tanıtmışsın orada. O şiire senin ihtiyacın vardı. O duyguya ihtiyacın vardı. Ben onu yazarken tahmin ettiğin duygusallıkta olmayabilirim.


* Ceyhun Yılmaz için aşk nedir?
Kesinlikle tıbbi bir rahatsızlıktır. Normal bir hastalıktan, kanserden tek farkı; bedenen olmasa da tedavisinin ilaçsız olarak geçmesini yaşarsınız aşkta. Bir ilacı yoktur ama geçer. Psikolojik olarak da bu kanıtlanabilir eğer insan üzerinde araştırma yapılırsa. Aşk anormal bir ruh halidir. Sağlıklı bir şey değildir.


Aşk çok temiz bir aşırı duygudur.


* Sunay Akın’la aranızda çok güzel bir diyalog var. Aşk gibi bir şey....
Aşk bir kadının bir erkekle sevişmeden önce hissettiği şey değildir ki! Aşk doğaya da olabilir, aynı cinse de olabilir. Ben aşkı cinsellik olarak görmediğim için. Aşk çok temiz bir aşırı duygudur. Sunay Akın’la aramızdaki ilişki şudur; “Benim bir adam var tanıdığım, annemin kocası, benim babam ve 29 yaşındayım, 29 yıldır tanıdığım bir insan var. Sunay Akın’ı ondan ayırmıyorum yani.


* Best Fm’de radyo programınız devam ediyor, “Hayat Bilgisi” adlı diziniz var. Cine 5 ‘ te show programınız başladı. Bunların dışında başka herhangi projeniz var mı?
Var bilgi-eğlence yarışması sunmak istiyorum. Ardından normal bir kitap yazmak istiyorum. Ve birkaç sene içerisinde her şeyi bırakmak istiyorum. Bir ev alıp, penceresinin önünde çekirdeği tüküre tüküre yemek istiyorum. Tek isteğim o çünkü benim mesleğimde ehliyeti olmayan insanların alkış almasına çok üzülüyorum. Bunu ben niye gelemedim oralara diye bir öykünme olarak algılamasın okuyucular. Öyle bir şey yok. Ben düşündüğümün çok ilerisine gittim. Bahçelievler’de doğmuş, büyümüş, üniversiteyi ikinci sınıfta bırakmış, askere gitmiş bir çocuğum ben. Ve yaptıklarıma bakınca, konuşlarıma bakınca çok başka bir hal alıyor. İçimde hiçbir uhde kalmadı. Yapmak istediğim çok şey var ancak ehliyeti olmayan bu insanlarla aynı yerde durmak istemediğimden birkaç sene içinde her şeyi bırakmak istiyorum.
---------

*** KEREM ALIŞIK***



O utangaç, mütevazı ve içten... KEREM ALIŞIK’a yoğun iş temposunun arasında sahneden inip bizimle yaptığı röportajı için teşekkür ediyoruz. Ve yüzündeki ve kalbindeki o lekesiz görünümün silinmemesini diliyoruz...



* Öncelikle “selvi boylum al yazmalım” oyunundan bahsetmek istiyorum. Bu oyun sizin için çok riskli bir işti. Peki sonuçları sizi memnun etti mi?
Evet, riskli bir işti. Ama biz sonuçlardan fevkalade memnunuz. Bu işe başlarken tereddüt-lerimiz ve kaygılarımız vardı. Çünkü “selvi boylum al yazmalım” Türk sinemasında kült olmuş, sinema tarihine ve klasiklere geçmiş bir filmdi. Muhteşem bir rejisi ve oyunculuğu olan bu filmi tiyatroya uyarladık. İzleyicinin ne getireceği, ne götüreceği bizim için önem-liydi. Ve dolayısıyla tabi ki de tereddütlerimiz vardı. Ama bir o kadar da kendimize olan inancımız, güvenimiz, gayretimiz vardı. Güvendik, inandık... Tüm ekip arkadaşlarımızla, yönetmenimiz ve uyarlayan Hülya İniş’le sonuçta böyle bir projeyi sahneye koyduk. Bundan sonra gelen tepkiler bizim için son derece olumlu oldu. İnsanların beğenmesi, insanların oyuna ilgi göstermeleri, ağlayarak çıkmaları, aldığımız olumlu eleştiriler ve bu işin duayenlerinin –yani filmi yöneten ekibin- bize destek olması ve onların bize sözleri ile beğenilerini sunmaları bizim için bir ödül oldu.


* Oyunda stilizeye yakın bir sahne anlayışı hakimdi. Sinemasal oyunculuklar ön plandaydı. Bu fikir kimden çıktı?
Tabi ki bu yönetmenin tasavvuru. Yönetmenin anlayışı ve zihniyeti doğrultusunda yapılan uygulamalardı. Ancak biz zaten yanılsama tiyatrosu yapıyoruz. Dolayısıyla böyle büyük ve zor bir projenin tiyatroya uyarlanmasının başka şekilde olması pratik değildi. Ve böyle bir çözüm bulunarak hoş bir seyir haline getirdik...


* Ağır Roman’ı da tiyatroya uyarlamıştınız. Şimdi aynı şekilde Selvi Boylum Al Yazmalım... Bundan sonra bu tür uyarlamaların devamı gelecek mi?
Evet... Yani bu tür romanlardan çıkarak tiyatroya uyarlamalarını yapmaya çalışıyoruz. Bu bizim tiyatroda bir gelenek haline geldi. Çünkü o klasikleşmiş romanları, hatta sineması yapılmış romanları tiyatroda izleyiciye göstermek, sunmak bizim için hoş bir duygu oluyor ve değişik bir seyir oluyor. Devamı gelecek inşallah...


* Oyuncu olmak için sizce eğitim ne kadar gerekli? Oyunculuk için eğitim şart mı?
Tabi ki şart ama oyuncu kendi kendini de yetiştirebilir. Kendi kendini de eğitebilir. Bence en önemlisi arzu ve istektir. Bir oyuncunun mesleği için göstereceği gayret, çaba, arzu ve onu parmak ucuyla değil bütün yüreğiyle kavraması çok önemli. Ondan sonra tabi ki eğitim ve ondan sonra kendi yeteneği... Bütün bunların bileşiminden iyi bir oyuncu çıkabilir.


* Bir oyunculuk kursu açtınız sanırım. Bununla ilgili bize biraz bilgi verebilir misiniz?
Sadri Alışık Kültür Merkezi olarak eğitmen kadromuzla beraber bir oyunculuk okulu açtık. Burada yetenekli gençleri Türk sanatına, kültürüne, tiyatrosuna ve sinemasına kazandırmayı amaçlıyoruz. Ve bunların Sadri Alışık’tan yetiştik demelerinin manevi hazzını, tatminini yaşamak çok güzel bir duygu. Sadri Alışık ismini kendi etiği içerisinde yaşatmak istiyoruz. Dolayısıyla bu okul bizim için çok önemli. Çok iyi bir eğitim kadro-muz var. Gülsen Tuncer, Selçuk Yöntem, Nurseli İdiz, Asuman Dabak, Metin Belgin, Hülya Aksular, Tuncer Cücenoğlu, Sefa Önal, Ruhi Sarı’dan oluşan geniş bir eğitmen kadromuz var. Aynı zamanda yüz elliye yakın öğrencimiz var. Sadri Alışık tiyatrosunun sahnesinde başarılı öğrencilerimizi de değerlendiriyoruz. Bizim bu Selvi boylum al yazmalım oyununda da mesela bizden yetişen öğrenciler yer alıyor. Öğrencilerimize böyle bir fırsat da sunuyoruz. Ve dolayısıyla bu bizim için önemli bir hizmet, önemli bir soyadı yaşatması...

* Gençleri oyunculuk konusunda nasıl buluyorsunuz?
Bir kere gençleri inançlı, kendilerine özgüvenli, disiplinli, bu işi benimsemiş ve emek vermiş insanların gayreti içinde buluyorum. Bu da benim çok hoşuma gidiyor.

* Çolpan İlhan gibi bir anne, Sadri Alışık gibi bir babanın oğlu olarak siz Kerem Alışık olarak ayakta kalmayı nasıl başardınız?
Bunu şuna bağlayabilirim. Çünkü ben yedi yaşından itibaren “sen Sadri Alışık’ın oğlu musun?” dediklerinde, “Hayır, ben Kerem Alışık’ım” diyebiliyordum. Üstelik babamın beni, hayatta insanların kendi başlarına ayakta durmayı bilmesi gerekir mantığıyla yetiştirdiğini göz ardı etmemek lazım. Bu benim için çok önemli bir ölçü oldu. Ancak kendime de haksızlık etmeyeyim. Bu benim içimde var. Çünkü benim hep düşündüğüm, inandığım şey şu oldu; “insanlar başkalarının gölgesine sığınarak yaşamamalı. Hayat kendi gölgesi altında yaşanır ve başkalarının gölgesi beni sadece onurlandırır, hayranlığımı gösteririm. Bu beni şereflendirir, gururlandırır ama o gölge benim gölgem değil! Ben kendi gölgemle bir şeyler yapabilmeliyim. Kendi kimlik mücadelemden galip çıkabilmeli-yim. Bu uğurda benim hayatım bu mücadeleyle geçti. Ben Sadri Alışık’ın oğlu ve Atilla İlhan’ın yeğeni olarak hayat boyu bu mücadeleyi verdim.


* Her fırsatta utangaç olduğunuzu dile getiriyorsunuz. Ama her fırsatta da gazete-lerde sizinle ilgili çapkınlık haberleri çıkıyor. Nasıl çıkıyor bu haberler?
Gazetecilerde şartlı refleks vardır. Önyargı var. Belli saplantılardan kurtulamıyorlar. Bir insanın hayat felsefesi, hayatı, tarzı, yaşamı neyse yapacakları da onunla orantılıdır. Benim çapkın olmama beynim ve yüreğim bir kere elverişli değil. Çapkınlığın nasıl alındığına da bağlı bir hadise. Ben utangaç bir adamım, biraz kendime dönük yaşayan, kendi duvarları içinde bir hayatı tercih eden bir adamım. Çapkınlık; tamamen tüketerek, hiç üretmeden, tamamen başkalarının -belki babasının, ailesinin- parasıyla, parayla, hayatı bir tek oradan oraya başka türlü eğlencelerin içinde yaşamayı hedefleyen insanların işi. Bu bağlamda ben nasıl çapkın kategorisinin içine girebilirim? Benim ürettiklerim, yaptıklarım , çalıştıklarım, yaşadıklarım ortada. Ancak tabi ki de erkek, kadınla bir birliktelik yaşaya-cak. Sonuçta dünyada aşk denilen bir şey var. Yaşanan bir takım ilişkileri çapkınlık olarak nitelendirmek çok sığ bir düşünce. Bunu söyleyebilirim. Yoksa benim karakterim aynı karakter. Ben ilişki yaşarken de utangaçlığım bozulmaz, yaşamıyorken de...


* Hayatınızdaki olmazsa olmazlarınız nelerdir?
Ailem, oğlum, annem, çalışmak, çikolata, su...

* Bu yoğun tempoda ailenize gereken zamanı ayırabiliyor musunuz? Gereken ilgiyi gösterebiliyor musunuz?
Tabi ki. İki elim kanda dahi olsa oğluma ve aileme ilgimi esirgemem. Annemi yalnız bırakmam, oğlumla mutlaka günlerimi geçiririm. Dersiyle, topuyla, maçıyla arkadaşlığımı ve babalığımı her zaman yaparım. Orası benim için çok özel. Babamın bana emanet olarak bıraktıklarıdır annem ve ailem. Onlar benim için çok kutsaldır.


* Sizin için söyleyeceğim sözcüklerin anlamı nedir?
Futbol : Her şey
Yazmak : Arkadaşım
Tiyatro: Mesleğim
Televizyon : Hayatım
Sinema : Hedefim
Şiir : Sırdaşım, dostum, yalnızlığım...


* Sizin sanattaki tercihiniz nedir?
Bende sinema, televizyon, tiyatro birbirine denk gider. Çünkü oyunculuk, oyunculuktur. Bu anlamda teknikleri farklı olabilir ama üçü de benim için aynı uğraş, çaba, gayret, özen, çalışma ve özveriyle orantılıdır. Dolayısıyla tiyatro yapıyor olmam benim hayatımda büyük bir pratik, büyük bir kazanç kendi oyuncuğum adına.. Ama televizyon ve sinemayı da dışında tutamam.


* Yeni projeleriniz var mı?
Şiir kasetim çıkacak . Yakında bir diziye başlıyorum. Yaz sonunda da bir sinema filminde oynamak gibi bir düşüncem var...

romantik fm...

_________________
Şair şiir yazmaz... içinde bir şiir vardır zaten şairin... Bu kitapta okuyacağınız şiirler yağmurludur..
Bittiğinde ya gözler ya da yürekler ıslanır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.frekans.eniyiforum.net
 
Röportaj...Kitaplar Devam Edecek...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Norm Ender RöportaJ
» Ender Röportaj
» Stern Dergisi Ropörtajı
» TripKolic Ropörtaj

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CeyhunYılmaz :: Ceyhun Yılmaz :: Ceyhun Yılmaz Hakkında-
Buraya geçin: